DERNEK VE VAKIFLAR İLE İKTİSADİ İŞLETMELERİNİN VERGİLENDİRİLMESİ[1]

 

A. Ercan YILDIRIM* Halil SÖYLER**

 

I- GENEL AÇIKLAMA

Vergi kanunlarında dernek ve vakıflarla ilgili spesifik bir tanım yapılmamış olmakla beraber, bu kuruluşlar ve iktisadi işletmeleri ile ilgili yasal düzenlenmelerin Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK), Gelir Vergisi Kanunu (GVK), Katma Değer Vergisi Kanunu (KDVK) ve Vergi Usul Kanunu (VUK)’nda yer aldığı görülmektedir. Dernek ve vakıfların kuruluş ve işleyiş esasları Dernekler Kanunu, Vakıflar Kanunu ile bu kanunların atıf yaptığı Medeni Kanunu’nda düzenlenmiştir.

Kazanç paylaşma amacı dışında belli bir amacı gerçekleştirmek üzere “şahıs topluluğu” şeklinde kurulan dernekler ile bir malın belli bir amaca tahsis edilmek üzere “mal topluluğu” şeklinde kurulan vakıfların zaman içerisinde ticari ilişkilerde araç olarak kullanıldığı, bu kuruluşların faaliyetlerini sürdürebilmeleri ve amaçlarına ulaşabilmeleri için iktisadi işletmeler kurmak suretiyle bu işletmelerde mal teslimi ve hizmet ifalarında bulundukları görülmektedir. Kazanç paylaşma amacı dışı kurulma özelliğinden dolayı dernek ve vakıflara başta vergi yasaları ile tanınan ayrıcalıklar neticesinde bu kuruluşların sayısının giderek arttığı ve bir çok yönleriyle ilgi odağı olmaya devam ettikleri görülmektedir.

Bu yazımızda öncelikli olarak dernek ve vakıfların kuruluşu ve hukuki durumu hakkında kısa bir bilgi verilecek, daha sonra dernek ve vakıfların tüzel kişilikleri ile bunlara ait veya bağlı iktisadi işletmelerin vergi kanunları karşısındaki durumu incelenecektir.

II- DERNEK VE VAKIFLARIN KURULUŞU VE HUKUKİ DURUMU

A- DERNEKLER İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER

2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 1. maddesinde Dernek; Kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, en az yedi kişinin bilgi ve çalışmalarının sürekli olarak birleştirmeleri suretiyle oluşturduğu, tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olarak tanımlanmıştır.

Kanun’un 4. maddesinin 1. fıkrasında; medeni hakları kullanma ehliyetine sahip ve 18 yaşını bitirmiş olan herkesin önceden izin almaksızın dernek kurabileceği belirtilmiştir. Yine Kanun’un 8 ve 9. maddelerine göre derneğin amaçlarını gerçekleştirmek için girişeceği faaliyetlerini, üyelikle ilgili bilgileri ve diğer bütün işlemlerini içeren bir tüzüğü bulunur. Dernekler, kuruluş bildirisini ve eklerini merkezlerinin bulunduğu mahallin en büyük mülki amirliğine vermek suretiyle tüzel kişilik kazanırlar.

B- VAKIFLAR İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER

Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır. Geçmişi ilk çağlara kadar ve öncelikle dinsel amaçlarla faaliyet gösteren vakıfların sonraki çağlarda değişen yaşam koşullarına uygun olarak eğitim, bilim, sanat, kültür vb. alanlarında önemli roller üstlendiği görülmektedir. Bir malvarlığının bütünü veya gerçekleşmiş yada gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklar vakfedilebilir. Vakıflarda üyelik olmaz. Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasa’nın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, milli birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk yada cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz[2].

Vakıf Türk Medeni Kanunu’nun 73. maddesinde; Başlı başına mevcudiyeti haiz olmak üzere, bir malın belli bir gayeye tahsisidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Daha geniş bir tanımı ile vakıf; bir mal veya hakkın geliri ile birlikte başlı başına bir varlığa sahip olmak üzere, kişinin kendi iradesi ile özel mülkiyetinden çıkartılarak bir daha geri alınmamak kaydıyla resmi senetle belirlenmiş bir amacın gerçekleştirilmesi için tahsis edilmesidir[3].

Vakıf kurma işlemi tek taraflı irade beyanına dayanır. Hukukumuzda da vakıflar, vakıf kurma serbestisi prensibinden hareketle düzenlenmiştir. Medeni Kanun’un 102. maddesinde öngörülmüş olan şekil şartlarına uymak suretiyle herkes, hem vakıf kurma hem de kuracağı vakfın amacını seçme serbestisine sahiptir. 

Medeni Kanun’un 102. maddesine göre; vakıf kurma iradesi, resmî senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır.

Resmi senetle vakıf kurma işleminin temsilci aracılığıyla yapılması, temsil yetkisinin noterlikçe düzenlenmiş bir belgeyle verilmiş olmasına ve bu belgede vakfın amacı ile özgülenecek mal ve hakların belirlenmiş bulunmasına bağlıdır[4].

III- DERNEK VE VAKIFLARIN VERGİ KANUNLARI KARŞISINDA DURUMU

A- KURUMLAR VERGİSİ VE GELİR VERGİSİ KANUNU

KVK’nın 1. maddesinde sayılan kurumlar, kurumlar vergisine tabi olup, dernek ve vakıf tüzel kişilikleri bu madde de sayılmadığından kurumlar vergisi mükellefiyetleri bulunmamaktadır. Dernek ve vakıfların tüzel kişilikleri tarafından elde edilen kazançlar dolayısıyla gelir vergisi mükellefi olmaları da söz konusu değildir.

Ancak dernek ve vakıflar tarafından elde edilen kira gelirleri üzerinden GVK’nın 94/5-b maddesine vergi tevkifatı yapılacaktır. Anılan maddeye göre, vakıflar ve derneklere ait gayrimenkullerin kiralanması karşılığında bunlara yapılan kira ödemelerinden % 22 (fon payı dahil) oranında vergi tevkifatı yapılacaktır.

Dernek ve vakıflar mevcut yasal düzenlemeye göre gelir yada kurumlar vergisi beyannamesi vermeyeceklerinden, kesinti yoluyla ödenen vergiler mahsup edilemeyecek ve nihai vergi niteliği taşıyacaktır. Dernek veya vakıf tarafından kiraya verilen gayrimenkullerin birden fazla olması, kurumlar vergisi yönünden mükellefiyet tesis edilmesini gerektirmeyecektir.

Konuya ilişkin olarak Maliye Bakanlığı’nın 23.02.2001 tarih ve 51/5102-360/11284 sayılı özelgesinde; vakıfların tüzel kişiliği itibariyle kurumlar vergisi mükellefi olmaması ve yapılan işlemin iktisadi işletme oluşturacak, ticari bir organizasyonu gerektirecek düzeyde ve kapsamda olmaması nedeniyle kira gelirleri dolayısıyla kurumlar vergisi beyannamesi verilmeyeceği yönündedir[5].

57 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nde[6] belirtildiği üzere, tevkifatın yapılması bakımından kendisine kira ödemesinde bulunulan derneğin kamuya yararlı dernek veya vakfın Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınmış vakıf olması stopaj uygulamasını önlemeyecektir.

GVK’nın 94. maddesinde sayılan menkul sermaye iratlarının dernek ve vakıflara ödenmesi sırasında vergi tevkifatı yapılması gerekmektedir. Ancak Kanun’la kurulan dernek ve vakıflar, odalar ve üst kuruluşları, borsalar ve üst kuruluşları, siyasi partiler, emekli ve yardım sandıkları tarafından elde edilen menkul sermaye iratları üzerinden vergi tevkifatı yapılmayacaktır.

50 seri no.lu KVK Genel Tebliği[7] ile sendikalar, ticaret odaları, sanayi odaları, ticaret borsaları, esnaf odaları veya bunların birilikleri ile diğer mesleki kuruluşlara ait oda ve birlikler GVK’nın 94/5-b maddesinde öngörülen tevkifat uygulamasında dernek sayılmıştır. Ancak Tebliğ’e göre, Devlete, özel idarelere, belediyelere ve köylere ait gayrimenkullerin kiralanması karşılığında anılan kamu kurumlarına yapılan kira ödemelerinden vergi tevkifatı yapılmayacağı belirtilmiştir. GVK’nın 94. maddesinin ikinci fıkrasının 6 numaralı bendine 4369 sayılı Kanun’la eklenen (c) bendi ile dernek ve vakıfların tevkifata tabi tutulmamış bazı gelirleri üzerinden tevkifat yapılması öngörülmüştür.

Konuya ilişkin olarak yayımlanan 60 seri no.lu KVK Genel Tebliği’nde[8], GVK’nın 94/6-c bent hükmüne göre tevkifat uygulaması dışında tutulacak gelirler aşağıdaki gibi sayılmıştır:

·       Dernek ve vakıfların iktisadi işletmelerinden elde edilen gelirler (Bu gelirler kurumlar vergisine tabidir),

·       Dernek ve vakıfların kendilerine ödeme yapıldığı sırada tevkifata tabi tutulmuş gelirleri (faiz ve repo gelirleri gibi),

·       Derneklere kuruluşları sırasında kurucular tarafından ödenen aidatlar ile vakıflara kuruluşları sırasında amaçları için tahsis edilen mal ve haklar,

·       Üyelerine emekli aylık ve ikramiyesi vermek üzere kurulan vakıfların üyelerinden aldıkları aidatlar.

Yukarıda sayılan gelirler dışındaki diğer gelirlerin dernek ve vakıflar tarafından elde edilmesi sırasında vergi tevkifatına tabi tutulacaktır. Tevkifat oranı Bakanlar Kurulu Kararı ile % (0) olarak belirlenmiştir. Dernek ve vakıflar, GVK’nın 94/6-c bendinde belirtilen gelirler için tevkifat yapmayacak olup, diğer nedenlerle muhtasar beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.

Dernek ve vakıf tüzel kişiliğinin gelir ve kurumlar vergisi kapsamı dışında tutulmasına rağmen GVK’nın 94. maddesine göre vergi tevkifatı yapmaya zorunlu tutulması vergileme ilkelerine aykırı görülmektedir.

GVK’nın 94. maddesiyle düzenlenmiş olan stopaj, peşin tahsilat yöntemini ifade eder. İstisnai durumlarda ise vergileme rejimi olma durumuna girer. GVK’nın 94. maddesine göre vergi kesintisi yapılabilmesi için her hal ve takdirde, istihkak sahibinin gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyetine alınmış olması gerekir. Zira kaynakta vergi kesintisi, genelde vergileme rejimini teşkil eden yıllık beyan esasındaki vergilemeye bağlantılı olarak uygulanmak zorundadır. Bunun için de, ilk planda kesinti yapılacak gelir unsurunu elde edenin, gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyetine alınmış olması gerekmektedir[9].

Dernek ve vakıfların tüzel kişilikleri itibariyle elde edilen kazançlar gelir yada kurumlar vergisine tabi değildir. Vergiye tabi olmayan ve vergi konusuna girmeyen bir kazanç üzerinden tevkifat şeklinde de olsa vergi alınması vergileme ilkelerine aykırıdır [10].

IV- DERNEK VE VAKIFLARA AİT İKTİSADİ İŞLETMELERİN VERGİ KANUNLARI KARŞISINDAKİ DURUMU

A- KURUMLAR VERGİSİ VE GELİR VERGİSİ KANUNU

KVK’nın “Mevzu ve Mükellefler” başlıklı 1. maddesinin (D) bendinde dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler kurumlar vergisi mükellefi sayılmıştır. KVK’nın 7. maddesinin 7 numaralı bendinde yer alan ve dernek ve vakıflara ait bazı iktisadi işletmeleri kurumlar vergisinden muaf tutan düzenleme, 4369 sayılı Kanun’la 01.01.1999 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmıştır.

Kanun’un 5. maddesinde dernek ve vakıflara ait iktisadi işletme, iktisadi kamu kurumlarına atıf yapılmak suretiyle belirlenmiştir. Atıf yapılan 4. maddede, dernek veya vakıfa ait veya tabi olup, faaliyetleri devamlı bulunan, sermaye şirketi yada kooperatif şeklinde kurulmamış olan ticari, sınai ve zirai işletmeler olarak tanımlanmış, aynı mahiyetteki yabancı işletmeler de bu Kanun uygulaması bakımından iktisadi işletme sayılmıştır. Bu durumda dernek ve vakıflarla ait veya bağlı olarak faaliyet gösteren iktisadi işletme bulunmadığı takdirde kurumlar vergisi mükellefiyeti söz konusu olmayacaktır.

KVK’nın 2. maddesine göre dernek veya vakfın iktisadi işletmesi sermaye şirketi veya kooperatif şeklinde kurulmuşsa, derneğin veya vakfın işletmesi olarak değil, sermaye şirketi veya kooperatif olarak vergilendirilecektir.

KVK’nın 4. maddesinde iktisadi işletme kavramı, Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 4. maddesinde yapılan düzenlemeden daha geniş değerlendirilmek suretiyle, bu işletmelerin kazanç gayesi gütmemeleri, faaliyetlerinin yasa ile belirlenmiş bir görev olması, tüzel kişiliklerinin bulunmaması, müstakil muhasebelerinin olmaması, sermayelerinin bulunmaması, işyerlerinin olmaması dahi kurumlar vergisi mükellefiyetini etkilememektedir.

İktisadi işletmeler; ticari, sınai veya zirai alanlarda faaliyetlerde bulunmak üzere kurulan müesseselerdir. İktisadi açıdan bir müessesenin varlığından söz edilebilmesi için üretim faktörlerinden emek, organizasyon, sermaye ve müteşebbisin kazanç sağlanması amacıyla belirli bir organizasyon çerçevesinde bir arada bulunması gerekmektedir.

Bir müessesenin derneğe ait iktisadi işletme olarak kurumlar vergisine tabi tutulabilmesi için; derneğe ait veya tabi olması gerekmektedir. Bir iktisadi işletmenin derneğe ait olması için o işletmenin sermayesinin (malvarlığının) dernek tarafından tahsis edilmesi, derneğin o sermaye üzerinde hak isteyebilmesi demektir. Tabi olma ise iktisadi işletmenin idare bakımından derneğe bağlılığı anlamına gelmektedir.

Derneğe ait iktisadi işletmenin kurumlar vergisine tabi olması için aranılan koşullardan diğeri ise faaliyeti devamlı bulunan işletmenin ticari, sınai veya zirai alanda yapılması gerekmektedir. TTK’nın 11. maddesinin 1. fıkrasında ticari işletme; ticarethane, fabrika, yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler olarak tanımlanmıştır.

KVK’nın iktisadi işletme kavramını TTK’dan daha geniş bir çerçevede değerlendirmekle beraber Maliye Bakanlığı tarafından konuya ilişkin olarak yayımlanan tebliğler ile bu çerçevenin daraltıldığı görülmektedir. Nitekim 47 seri no.lu KVK Genel Tebliği’nde[11] iktisadi işletmenin tanımı içinde yer alan devamlı olarak ticari, sınai ve zirai faaliyetten söz edebilmek için bu işletmenin tedavil ekonomisine katılması, başka bir ifadeyle işletmede üretilen malların veya verilen hizmetin bir bedel karşılığı satılmış olması gerektiği belirtilmiştir.

Tebliğe göre, işletmede tarafından üretilen mal veya hizmetin bir bedel karşılığı satılmaması halinde dernek veya vakfa ait iktisadi işletmenin varlığından söz edilmeyeceğinden kurumlar vergisi mükellefiyeti doğmayacaktır.

Örneğin; dernek veya vakıf tarafından sağlık hizmeti verilmek üzere kurulan iktisadi işletmede, sağlık hizmetinin bir bedel karşılığı olmaksızın yerine getirilmesi halinde bu faaliyeti gerçekleştiren işletme dernek veya vakıfa bağlı iktisadi işletme olarak nitelendirilmeyecektir. Ancak işletmenin sağlık hizmetinin verilmesi için yapılan masrafları hizmetten yararlanan kişilerden nakden veya bağış yoluyla alması durumunda, bu faaliyeti gerçekleştiren kuruluş dernek veya vakıfa ait iktisadi işletme olarak kabul edilecek ve kurumlar vergisine tabi tutulacaktır.

Konuya ilişkin Danıştay Kararı’nda[12] özetle; “Ücret karşılığında öğrenci yurdu işleten ve bu faaliyeti nedeniyle üçüncü kişilerden öz kaynakları dışında gelir sağladığı anlaşılan davacı vakıfın devamlılık arz eden bu faaliyetinin iktisadi işletme sayılması ve bu nedenle elde ettiği gelirin katma değer vergisine tabi tutulması gerektiğinden aksi yön de verilen mahkeme kararında isabet görülmediği” yönündedir[13].

Maliye Bakanlığı’nın aşağıda belirtilen Özelgesi de Danıştay Kararı ile aynı yöndedir. Bakanlığın bir Özelgesi’nde[14]; Bir vakfa ait yurt işletmesindeki hizmetlerden yararlananlardan çok az da olsa ücret veya bağış adı altında para alınması halinde iktisadi işletme oluşmaktadır[15].

Dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmelerin diğer kurumlar vergisi mükellefleri gibi kurum kazançları üzerinden fon payı dahil % 33 oranında kurumlar vergisi hesaplamaları gerekmektedir. Ancak iktisadi işletmelerin tüzel kişilikleri bulunmadığından, KVK’nın 27/2. maddesine göre dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler tarafından elde edilen kazancın vergisi, iktisadi işletmenin bağlı bulunduğu dernek veya vakıftan aranacaktır. Yine sendikalara ve cemaatlere ait veya bağımlı olarak faaliyet gösteren işletmeler içinde aynı durum söz konusudur. Zira, KVK’nın 1. maddesine göre sendikaları dernek ve cemaatler ise vakıf hükmündedir.

Dernek veya vakıfa ait iktisadi işletmenin faaliyetinden sağlanan kazançlar hesap dönemini izleyen dördüncü ay içerisinde kurumlar vergisi beyannamesi ile kayıtlı bulunduğu vergi dairesine beyan edilecek ve hesaplanan vergi yasal süresi içerisinde ödenecektir. Ayrıca iktisadi işletme tarafından dernek veya vakıfa bir kazanç aktarılması durumunda GVK’nın 94/6-b-i maddesine göre fon payı dahil % 16,5 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılacaktır.

Bu tevkifat, kazancın dağıtıldığı ayı takip eden ayın 20. gününe kadar muhtasar beyanname ile beyan edilerek aynı süre içerisinde ödenecektir.

İktisadi işletmeler tarafından dernek veya vakıfın tüzel kişiliğine kazanç aktarılması durumunda, söz konusu kazançlar üzerinden GVK’nın 94/6-b-i maddesinde kâr dağıtım stopajı yapılamayacağı yönünde görüşler de bulunmaktadır[16].

Konuya ilişkin olarak Danıştay Kararı’nda[17] özetle;

“Kamuya yararlı vakıf statüsünde bulunan ve ücret karşılığında nüfus cüzdanlarının polyester ile kaplanması işlemi ve fax mile cihazı aracılığı ile nüfus müdürlükleri arasında haberleşme sağlayarak vatandaşa hizmet verilmesi karşılığında üçüncü kişilerden öz kaynakları dışında gelir sağladığı anlaşılan vakfın, devamlı olan bu faaliyetinin iktisadi işletme sayılması ve bu nedenle elde edilen gelirin kurumlar vergisi beyannamesinde beyan edilerek kurumlar vergisi düşüldükten sonra kalan kısım davacı vakfın menkul sermaye iradı olduğundan GVK’nın 94/6-b maddesi uyarınca tevkifata tabi tutulması gerektiği”

yönünde hüküm belirtilmiştir[18].

İktisadi işletmenin kurumlar vergisinden istisna kazançlarının bulunması halinde, istisna kazançlar üzerinden GVK’nın 94/6-b-ii maddesine göre kâr dağıtıp dağıtmadıklarına bakılmaksızın fon payı dahil % 16,5 oranında vergi tevkifatı yapılması gerekmektedir.

Dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri de diğer işletmeler gibi mükellefiyet tesis ettirme, defter tutma, beyanname verme, belge düzenine uyma (fatura, ödeme kaydedici cihaz fişi, perakende satış fişi vb.) ile VUK’da belirtilen tüm vergisel yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır.

Dernek veya vakıfın birden fazla iktisadi işletmesinin bulunması halinde, her işletme için kurumlar vergisi mükellefiyetinin tesis edilmesi ve VUK hükümlerine göre tutulması zorunlu defterlerin tasdik ettirilmesi gerekmektedir.

Dernek ve vakıfların sahibi bulundukları iktisadi işletmelerin hesap ve faaliyetlerinin tek defterde izlenmesi durumunda dernek ve vakfın kayıt ve belgeleri ile iktisadi işletmelerine ait defter, kayıt, belge ve hesaplarını ayrı tutmaları gerekmektedir.

Uygulamada birden fazla iktisadi işletmesi bulunan dernek ve vakıflar, işletmelerinin kâr ve zararlarını tek bir beyannamede konsolide etmek suretiyle vergi avantajı sağlamaktadır.

Maliye Bakanlığı’nın konuya ilişkin aksi bir görüş ve uygulamasına rastlanılmamıştır[19].

Dernek ve vakıf tüzel kişiliğinin kurumlar vergisi mükellefiyetinin bulunmaması durumunda VUK hükümleri uyarınca tutulması zorunlu defterler tutulmayacaktır.

Ancak dernek ve vakıfların kurumlar vergisi mükellefiyetinin doğmaması yada vergi tevkifatı yapıp yapmaması kendi mevzuatları uyarınca tutulması zorunlu defterlerin tutulmasına engel teşkil etmemektedir.

Bu bağlamda dernek ve vakıflar kendi mevzuatlarına göre tutulması zorunlu olan tüm defterleri eksiksiz tutmaları, alınması, düzenlenmesi ve saklanması gereken bütün belgeleri almaları, vermeleri ve saklamaları gerekmektedir.

B- KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU

KDV işlemi yapanın hukuki kişiliğine göre alınan bir vergi olmayıp, Yasa’nın 1. maddesinde sayılan işlemlere göre alınan bir vergi olduğundan; GVK ve KVK’dan farklı olarak dernek ve vakıfların tüzel kişilikleri ile iktisadi işletmeleri arasında herhangi bir ayrıma gidilmemiştir.

Bu nedenle mal teslimi ve hizmet ifası şeklindeki vergiye tabi işlemi yapan dernek, vakıf veya iktisadi işletme KDV mükellefi olacaktır. KDV Kanunu’nun 1/3-g maddesine göre, dernek ve vakıflara ait veya tabi olan, bunlar tarafından kurulan veya işletilen müesseselerin ticari, sınai, zirai ve mesleki nitelikteki teslim ve hizmetleri KDV’ye tabidir.

Dernek veya vakfın tüzüğünde belirtilen gelirlerden üye aidatı, hibe, teberru gibi adlarla toplanan bağışların mal teslimi veya bir hizmetin karşılığı olarak gerçekleşmemesi durumunda KDV yönünden mükellefiyet tesisi edilmesini gerektirmeyecektir. Bu bağlamda dernek ve vakıfların kuruluş amaçlarına uygun teslim ve hizmetleri KDV kapsamına girmemektedir.

Öte yandan dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri tarafından GVK’nın 70. maddesinde belirtilen her türlü mal ve hakların kiralanması işlemi KDV’ye tabi iken, aynı Kanun’un 17/4-d bendine göre iktisadi işletmeye dahil olmayan gayrimenkullerin kiralanması işlemleri KDV’den istisna tutulmuştur. Ancak bu istisna sadece gayrimenkuller için geçerli olup, dernek veya vakıf tüzel kişiliği tarafından gayrimenkul dışındaki diğer ve mal hakların kiralanması işlemleri KDV’ye tabi olacaktır.

V- SONUÇ

Vergi mevzuatımızda kazanç gayesi gütmeme özelliğinden dolayı dernek ve vakıfların vergilendirilmesinde diğer iktisadi işletmelere nazaran ayrıcalık (avantaj) sağlanmaktadır.

Dernek ve vakıf tüzel kişiliklerine tanınan ayrıcalıklar nedeniyle bu kuruluşların ticari ilişkilerde araç olarak kullanıldığı; normal olarak ticari işletmeler aracılığı ile yapılması gereken iktisadi faaliyetlerin dernek ve vakıf bünyesinde gerçekleştirildiği görülmektedir. Vergi mevzuatımızda dernek ve vakıfların vergilendirilme esaslarının yeniden gözden geçirilmesi, sınırlarının ve çerçevesinin daha açık bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir.

 



[1]           Bu yazı, 14.05.2002 tarihindeki yasal düzenlemeler esas alınarak yazılmıştır.

*          Vergi Denetmeni

**        Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Öğrencisi

[2]           http://www.belgenet.com/yasa/medenikanun/47117.html, Türk Medeni Kanunu’nun “Vakıflar” başlıklı 3. bölümünün 101. maddesi, s.8.

[3]           Cemali ÖZKAN, Tüm Yönleriyle Dernekler ve Vakıflar Vergilendirilmesi, Muhasebesi, Hukuku ve Mevzuatı, Yaklaşım Yayınları, Ankara 2000, s.10

[4]           http://www.makrohukuk.com/medenika.htm, 4721 sayılı, 22.11.2001 tarihli,Türk Medeni Kanunu

[5]           Şükrü KIZILOT, Danıştay Kararları ve Özelgeler (Muktezalar), Yaklaşım Yayınları, No:6, Ankara 2002, s. 463

[6]           26 Aralık 1997 tarih ve 23212 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[7]           11 Mart 1995 tarih ve 22224 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[8]           3 Aralık 1999 tarih ve 23600 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[9]           Yılmaz ÖZBALCI, Kurumlar Vergisi Kanunu Yorum ve Açıklamaları, Ankara 1999, s. 76-77

[10]         Gürol ÜREL,“Dernek ve Vakıfların Vergilendirilmesi”, Vergi Dünyası, Şubat 2001, Sayı: 234,  s. 36

[11]         27 Mart 1994 tarih ve 21887 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[12]         Dn. 9. D.’nin 27.01.2000 tarih ve E: 1999/3046, K: 2000/214 sayılı Kararı

[13]         KIZILOT, a.g.e., s. 468

[14]         16.12.1994 tarih ve 74/102-935/82323 sayılı Özelge

[15]         ÖZKAN, a.g.e., s. 108

[16]         Kazım ÇALIŞKAN, “Dernek ve Vakıfların İktisadi İşletmelerinin Vergilendirilmesi”, Vergi Dünyası, Nisan 2000, Sayı: 224, s. 52

[17]         Dn. 4. D.’nin 08.06.2000 tarih ve E: 1998/137, K: 1998/2428 sayılı Kararı

[18]         KIZILOT, a.g.e., s. 466

[19]         ÜREL, a.g.m., s. 39