|
Danıştay 4. Dairesi |
|
Tarih : 21.10.2009 |
|
Esas No : 2009/6371 |
|
KDVK Md. 29/2 |
TURİZMDE KDV İADESİ SINIRLAMASINA İLİŞKİN YÜRÜTMENİN DURDURULMASI |
KDV Kanunu’nun 29. maddesinin ikinci fıkrasıyla Bakanlar Kurulu’na verilen amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklenilen KDV’nin iade hakkının kaldırılmasına ilişkin yetkinin, Anayasa ile Bakanlar Kurulu’na verilen ve sınırları çizilen yetkinin dışında iade hakkını kaldırmasını içermesi nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırılık teşkil ettiği; 2008/13903 sayılı BKK’nın konaklama tesisi işleten mükelleflerin indirimli orana tabi işlemlerine ait iade hesabına, amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklendikleri KDV’yi dahil edemeyeceklerine ilişkin hükmün yürütmesinin durdurulması hk.
İstemin Özeti: Davacı tarafından 19.07.2008 günlü ve 26941 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2008/13903 sayılı “İndirimli Orana Tabi İşlemlerde İade Edilecek Verginin Hesabına Amortismana Tabi İktisadi Kıymetlere Ait Katma Değer Vergisinin Dahil Edilmemesine İlişkin” Bakanlar Kurulu Kararı’nın, “… amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklendikleri katma değer vergisi dahil edilmez.” kısmının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Başbakanlık ve Maliye Bakanlığı’na karşı dava açılmıştır.
Karar 1 (YD İstemi): 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinin 2. fıkrasında Danıştay veya İdare Mahkemeleri, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilecekleri belirtilmiştir.
Başbakanlık tarafından davanın süreaşımı nedeniyle reddi gerektiği ileri sürülmekte ise de, açılan davanın süresinde olduğu görülerek dosya incelendi:
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun “Vergi İndirimi” başlıklı 29. maddesinde “1. Mükellefler, yaptıktan vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, bu Kanun‘da aksine hüküm olmadıkça faaliyetlerine ilişkin olarak aşağıdaki vergileri indirebilirler: a) Kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisi, b) İthal olunan mal ve hizmetler dolayısıyla ödenen katma değer vergisi, c) Götürü veya telafi edici usulde vergiye tabi mükelleflerden gerçek usulde vergilendirmeye geçenlerin çıkarılan envantere göre hesap dönemi başındaki mallara ait fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisi, 2. (5035 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle değiştirilen ve 01.01.2004’ten geçerli olmak üzere 02.01.2004 tarihinden itibaren yürürlüğe giren fıkra) Bir vergilendirme döneminde indirilecek katma değer vergisi toplamı, mükellefin vergiye tabi işlemleri dolayısıyla hesaplanan katma değer vergisi toplamından fazla olduğu takdirde, aradaki fark sonraki dönemlere devrolunur ve iade edilmez. Şu kadar ki, 28. madde uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından vergi nispeti indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup teslim ve hizmetin gerçekleştiği vergilendirme döneminde indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulu’nca tespit edilecek sınırı aşan vergi, bu mükelleflerin vergi ve sosyal sigorta prim borçları ile genel ve katma bütçeli idareler ile belediyelere olan borçlarına yada döner sermayeli kuruluşlar ile sermayesinin % 51’ i veya daha fazlası kamuya ait olan veya özelleştirme kapsamında bulunan (5615 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen ve 04.04.2007 tarihinden itibaren yürürlüğe giren ibare) işletmeler ile organize sanayi bölgelerinden temin ettikleri mal ve hizmet bedellerine ilişkin borçlarına mahsuben ödenir. Yılı içinde mahsuben iade edilemeyen vergi nakden iade edilir. (5766 sayılı Kanun’un 12/c maddesiyle değiştirilen ve 06.06.2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giren son cümle) Bakanlar Kurulu, vergi nispeti indirilen mal ve hizmet grupları ile sektörler itibarıyla, amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisinin iade hakkını kaldırmaya, Maliye Bakanlığı, bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.” hükmü yer almaktadır,
Anılan düzenleme ile mükellefler, bir vergilendirme döneminde teslim ettiği mal ve hizmetler nedeniyle hesaplanan ve tahsil edilen katma değer vergisinden sadece satın aldığı malların alışı ya da hizmetlerin ifası nedeniyle ödenen ya da borçlanılan katma değer vergisini değil faaliyeti ile ilgili her türlü gider için alınan fatura ve benzeri vesikalarda yer alan katma değer vergisini mahsup edebileceğinden, indirilecek katma değer vergisinin, tahsil olunan katma değer vergisinden fazla olduğu hallerde fark, bir sonraki vergilendirme dönemine devredilerek, sonraki döneme ait indirilebilecek katma değer vergisine eklenmekte ancak iade edilememektedir. Aynı Kanun’un 28. maddesiyle verilen yetki uyarınca, Bakanlar Kurulu tarafından katma değer vergisi oranı indirilen teslim ve hizmetin gerçekleştiği vergilendirme döneminde indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulu’nca tespit edilecek sınırı aşan verginin, bu mükelleflerin maddede belirtilen borçlarına mahsuben ödeneceği ve yıl içinde mahsuben iade edilemeyen verginin nakten iade edileceği belirtilmektedir.
Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29/2. maddesinde 5766 sayılı Kanun’un 12/c maddesiyle yapılan değişiklikle, Bakanlar Kurulu’na, vergi nispeti indirilen mal ve hizmet gurupları ile sektörler itibarıyla amortismana tabi iktisadi kıymetler için yüklenilen vergiler bakımından iade hakkının kaldırılmasına yönelik olarak yetki verilmiş ve Bakanlar Kurulu 19.07.2008 günlü 26941 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2008/13903 sayılı kararı ile 24.12.2007 tarihli ve 2007/13033 sayılı Kararname’nin eki (II) sayılı listenin “B) DİĞER MAL VE HİZMETLER” bölümünün, 25. sırasında sayılan konaklama tesislerini işleten mükelleflerin, bu kararın yürürlüğe girdiği tarihten sonra, söz konusu sıra kapsamındaki indirimli orana tabi işlemlerine ait iade hesabına, amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklendikleri katma değer vergisinin dahil edilemeyeceğine dair karar alınmıştır.
Otel işletmeciliği yapan davacı tarafından, dava konusu edilen düzenleme sonucu, otel, motel, pansiyon, tatil köyü ve benzeri konaklama tesislerinin, indirimli oranlı satışlarından kaynaklanan iade hesaplarına 20.07.2008 tarihinden itibaren bina, tesis, makina vb. gibi amortismana tabi iktisadi kıymetlerin alımı için ödenen katma değer vergisini dahil edemeyecekleri sadece amortismana tabi iktisadi kıymetlerin katma değer vergilerinin indirim yoluyla giderilebileceği, ancak bu uygulamanın kanunla yapılan indirimli orana tabi işlemlerde mükellefler tarafından yüklenilen katma değer vergisinin iadesini sağlayan düzenlemenin temel mantığına aykırı olduğu, ayrıca yatırım yapan ya da yatırım aşamasını tamamlayıp, işletme aşamasına geçen işletmelerde, hesaplanan katma değer vergisinin olmaması veya az olması sonucu devredilen ve yatırımdan kaynaklanan katma değer vergisinin indirim yoluyla giderilemeyeceği, bu nedenle mükellefler üzerinde finansal yük oluşturacağı ileri sürülmektedir.
Bu durumda, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29/2. maddesine 5766 sayılı Kanun’un 12/c maddesiyle eklenen son cümle ile Bakanlar Kurulu’na verilen yetki sonucu, amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisinin iade hakkının kaldırılması, aynı madde ile 28. madde uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından vergi nispeti indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup, teslim ve hizmetlerin gerçekleştiği vergilendirme döneminde indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulu’nca tespit edilecek sınırı aşan verginin, maddede sayılan borçlara mahsuben, mahsuben iade edilemeyen verginin ise nakden iade edileceğine dair kurala aykırılık oluşturmaktadır. Kaldı ki, bu yasal düzenleme ile Bakanlar Kurulu’na verilen iade hakkını kaldırma yetkisi, Anayasa’nın 73/4. fıkrası ile Bakanlar Kurulu’na verilen ve anayasal sınırları çizilen, yasada belirlenecek yukarı ve aşağı sınırlar içinde muafiyet, istisna, indirim ve oranlara ilişkin olarak değişiklik yapma yetkisinin dışında olduğundan Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırılık teşkil etmektedir. Bu nedenle, davacının Anayasa’ya aykırılık iddiası ciddi bulunarak Dairemizin 21.10.2009 günlü ve E:2009/6371 sayılı kararıyla, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinin 2. fıkrasında, 5766 sayılı Kanun’un 12/c maddesiyle değiştirilen ve 06.06.2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giden son cümlesinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmuştur.
Açıklanan nedenlerle, 19.07.2008 günlü ve 26941 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2008/13903 sayılı “İndirimli Orana Tabi İşlemlerde İade Edilecek Verginin Hesabına Amortismana Tabi İktisadi Kıymetlere Ait Katma Değer Vergisinin Dahil Edilmemesine İlişkin” Bakanlar Kurulu Kararı’nın dava konusu “…amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklendikleri katma değer vergisi dahil edilmez.” kısmının, Anayasa Mahkemesi’nce bir karar verilinceye kadar veya Anayasa Mahkemesi’nce beş ay içinde karar verilmemesi halinde bu süre sonunda yeniden bir karar verilmek üzere yürütmesinin durdurulmasına, oybirliğiyle karar verildi.
Karar 2 (Anayasa Mahkemesi’ne Başvuru): (…) Anonim Şirketi tarafından 19.07.2008 günlü ve 26941 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2008/13903 sayılı “İndirimli Orana Tabi İşlemlerde İade Edilecek Verginin Hesabına Amortismana Tabi İktisadi Kıymetlere Ait Katma Değer Vergisinin Dahil Edilmemesine İlişkin” Bakanlar Kurulu Kararı’nın, “…amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklendikleri katma değer vergisi dahil edilmez.” kısmının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Başbakanlık ve Maliye Bakanlığı’na karşı açılan dava dosyası incelendi:
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu, 1. maddede sayılan ve katma değer vergisinin konusunu teşkil eden işlemler nedeniyle bir mal veya hizmetin el değiştirmesi sonucu ilave edilen değerin vergilendirilmesini düzenlemektedir. Bunun için vergiye tabi işlemlerin her aşamasında, yüklenilen katma değer vergisinin, tahsil edilen katma değer vergisinden indirilmesi ve kalan tutarın beyan edilerek, vergi dairesine ödenmesi gerekmektedir.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun “Vergi İndirimi” başlıklı 29. maddesinde, “1. Mükellefler, yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, bu Kanun’da aksine hüküm olmadıkça faaliyetlerine ilişkin olarak aşağıdaki vergileri indirebilirler; a) Kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisi, b) İthal olunan mal ve hizmetler dolayısıyla ödenen katma değer vergisi, c) (3297 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle eklenen bent) Götürü veya telafi edici usulde vergiye tabi mükelleflerden gerçek usulde vergilendirmeye geçenlerin, çıkarılan envantere göre hesap dönemi başındaki mallara ait fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisi, 2. (5035 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle değiştirilen ve 01.01.2004’ten geçerli olmak üzere 02.01.2004 tarihinden itibaren yürürlüğe giren fıkra) Bir vergilendirme döneminde indirilecek katma değer vergisi toplamı, mükellefin vergiye tabi işlemleri dolayısıyla hesaplanan katma değer vergisi toplamından fazla olduğu takdirde, aradaki fark sonraki dönemlere devrolunur ve iade edilmez. Şu kadar ki 28. madde uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından vergi nispeti indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup teslim ve hizmetin gerçekleştiği vergilendirme döneminde indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulu’nca tespit edilecek sınırı aşan vergi, bu mükelleflerin vergi ve sosyal sigorta prim borçları ile genel ve katma bütçeli idareler ile belediyelere olan borçlarına ya da döner sermayeli kuruluşlar ile sermayesinin % 51’i veya daha fazlası kamuya ait olan veya özelleştirme kapsamında bulunan (5615 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen ve 04.04.2007 tarihinden itibaren yürürlüğe giren ibare) işletmeler ile organize sanayi bölgelerinden temin ettikleri mal ve hizmet bedellerine ilişkin borçlarına mahsuben ödenir. Yılı içinde mahsuben iade edilemeyen vergi nakden iade edilir. (5766 sayılı Kanun’un 12/c maddesiyle değiştirilen ve 06.06.2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giren son cümle) Bakanlar Kurulu, vergi nispeti indirilen mal ve hizmet grupları ile sektörler itibarıyla, amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisinin iade hakkını kaldırmaya; Maliye Bakanlığı, bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.” hükmü yer almaktadır.
Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesi ile katma değer vergisinde vergi indirimiyle ilgili genel ilkeler belirlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında yer alan düzenleme uyarınca mükellefler, vergiye tabi faaliyetleriyle ilgili olarak satın aldıkları veya ithal ettikleri mal teslimi ve hizmetler nedeniyle ödedikleri veya borçlandıkları vergiyi, adlarına düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilmesi şartıyla teslim ettikleri mal veya hizmet karşılığı aldıkları veya alacaklı oldukları katma değer vergisinden mahsup ederek aradaki farkı bağlı oldukları vergi dairesine beyan ederek ödemek suretiyle hazineye intikal ettireceklerdir.
Katma değer vergisinde genel vergi oranı, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 28. maddesiyle, vergiye tabi her bir işlem için % 10 olarak belirlenmiştir. Ancak, Bakanlar Kurulu belirlenen genel vergi oranını, sosyal ve ekonomik gerekçelerle aynı Kanunla verilen yetkiye dayanarak, dört kata kadar artırılabilmekte veya % 1’e kadar indirilebilmektedir. Bu hallerde, Bakanlar Kurulu’nca katma değer vergisi oranı indirilen mal veya hizmetin üretiminde, daha önceki bir safhada kullanılan girdiler dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisi oranının yüksek olması sonucu, indirilebilecek vergi, tahsil edilen vergiden yüksek olabilmektedir. Bu durumda, indirilemeyen vergi, Katma Değer Vergisi Kanun’unun 29/2. maddesi uyarınca maddede sayılan borçlara mahsuben iade edilmekte, mahsuben iade edilemeyen tutar ise nakden iade edilmektedir.
Öte yandan, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29/2. maddesine, 5766 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle eklenen son cümle ile, Bakanlar Kurulu, vergi nispeti indirilen mal ve hizmet gurupları ile sektörler itibarıyla amortismana tabi iktisadi kıymetler için yüklenilen vergiler bakımından iade hakkının kaldırılmasına yönelik olarak yetkilendirilmiş ve Bakanlar Kurulu, 24.12.2007 tarihli ve 2007/13033 sayılı Kararnamenin eki (II) sayılı listenin “B) DİĞER MAL VE HİZMETLER” bölümünün 25. sırasında sayılan konaklama tesislerini işleten mükelleflerin, bu kararın yürürlüğe girdiği tarihten sonra, söz konusu sıra kapsamındaki indirimli orana tabi işlemlerine ait iade hesabına, amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklendikleri katma değer vergisinin dahil edilemeyeceğine dair 19.07.2008 günlü ve 26941 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2008/13903 sayılı kararı almıştır.
Davacı, dilekçesinde Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29/2. maddesine, 5766 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle eklenen son cümleyle yapılan düzenleme sonucu Bakanlar Kurulu’na verilen, vergi oranı indirilen mal ve hizmet grupları ile sektörler itibarıyla, amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisinin iade hakkını kaldırma yetkisinin, Anayasa’nın 73. maddesinin 4. fıkrasında sayılan vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapma yetkilerinden olmadığını, dolayısıyla bu düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde “ Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” denilmek suretiyle Devletin hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. 73. maddesinde ise “Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kurulu’na verilebilir.” hükmü mevcuttur.
Anayasa’nın 73. maddesinde, herkesin kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü bulunduğu, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımının, maliye politikasının sosyal amacı olduğu, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği ve kaldırılacağı öngörülerek Anayasa’nın 2. maddesinde nitelikleri belirtilen hukuk devleti ilkesi, vergilendirme ilkeleri yönünden somut biçimde dile getirilmiştir.
Hukukun egemen olduğu, insan haklarına saygılı, temel hak ve özgürlükleri koruyan, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, vatandaşlarının hukuki güvenceye sahip bulunduğu devlet, hukuk devletidir. Vergilendirme ile ilgili düzenlemeler de tüm temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren yasama işlemlerindendir. Çünkü vergi yoluyla devlet hak ve özgürlükleri kullanma ve yararlanmayı olanaklı ya da olanaksız kılabilmektedir. Dolayısıyla “Vergi ödevi” Anayasa’da temel hak ve ödevlerin düzenlendiği İkinci Kısmın, “Siyasi Haklar ve Ödevler “ başlıklı Dördüncü Bölümünde tanımlanmıştır.
Hukuk devleti ilkesinin benimsendiği ülkelerde devlet, egemenliğine dayanarak, tek taraflı olarak vergilendirme yetkisine sahip olmasına karşın bu yetkisini sınırsız bir şekilde kullanamamaktadır. Yasama organı bu yetkisini kullanırken Anayasa, yasalar, uluslararası vergi anlaşmaları ve yargı kararları gibi yasamadan ve yargıdan kaynaklanan düzenlemeler ve kararlarla bağlıdır. Vergilendirme yetkisi yani yasama organının vergi koyma, değiştirme ve kaldırma yetkisi kural olarak yasama organı tarafından kullanılmakta ve bu yetkinin sınırlandırılması ancak Anayasa ve yasalarla mümkün olduğundan “verginin yasallığı ilkesi” birey için keyfi ve ölçüsüz vergilendirmeye karşı güvence oluşturmaktadır.
Vergiler, kamu giderlerinin finansman aracı olmaları yanında doğrudan ve etkili biçimde iktisadi ve sosyal amaçları da gerçekleştiren önemli araçlardır. Ancak, devletin görevlerinin artması, kamu hizmetlerindeki sürekliliğin sağlanması, değişimlere ayak uydurulmasının gerekliliği idareye takdir yetkisi verilmesini zorunlu kılmaktadır. Verginin yasallığı ilkesi çerçevesinde idarenin takdir yetkisi, vergilendirmenin temel öğeleri ile ilgili olmaması şartıyla ayrıntılara ve teknik konulara ilişkin olarak kullanılabilir. Ancak bu vergilendirme yetkisinin mutlak devri anlamına gelmemekledir. Bu nedenle, Anayasa’nın 73. maddesinin 4. fıkrası ile Bakanlar Kurulu’na verilen yetki, yasada belirlenecek yukarı ve aşağı sınırlar içinde yalnızca muafiyet, istisna, indirim ve oranlarına ilişkin olarak tanınan bir yetki olup, vergi yasalarının başka hükümleriyle ilgili olarak kullanılamaz. 73. maddenin 4. fıkrasının gerekçesinde de bu husus açıklanmış ve “vergi yükünün, muaflık ve istisnaların zamanla artan oranla düşmesini engellemek üzere Kanunla Bakanlar Kurulu’na yetki verilmesi ilkesi kabul edilmiştir. Bakanlar Kurulu, bu yetkisini amaç kanununda gösterilen unsurlar içinde kullanabilir” denilmiştir.
Buna göre, Bakanlar Kurulu’na verilen yetki, ekonomik ve sosyal kararların alınmasında önemli bir araç olan verginin, muaflık, istisna, indirim ve oranları hususunda uygulamaya ilişkin olarak, işlem yapma yetkisi olup, “verginin yasallığı” ilkesinin gereklerine uygun olarak kullanılması gerekmektedir.
Bu durumda, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29/2. maddesine 5766 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle eklenen son cümle ile Bakanlar Kurulu’na verilen “… vergi nispeti indirilen mal ve hizmet grupları ile sektörler itibarıyla, amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisinin iade hakkını kaldırma” yetkisinin, aynı maddeyle, 28. madde uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından vergi nispeti indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup, teslim ve hizmetlerin gerçekleştiği vergilendirme döneminde indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulu’nca tespit edilecek sınırı aşan verginin, maddede sayılan borçlara mahsuben, mahsuben iade edilemeyen verginin ise nakden iade edileceğine dair kurala aykırı olması ayrıca Anayasa’nın 73/4. fıkrası ile Bakanlar Kurulu’na verilen ve anayasal sınırları çizilen yetkinin dışında, iade hakkının kaldırılmasını içermesi nedeniyle Anayasanın 2. ve 73. maddelerine aykırılık teşkil etmektedir.
Bununla birlikte, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi, “(5838 Sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değişen ibare, Yürürlük: 28.02.2009) Yılı içinde mahsuben iade edilemeyen vergi izleyen yıl içinde talep edilmesi şartıyla nakden veya mükellefin yukarıda sayılan borçlarına mahsuben iade edilir. Bakanlar Kurulu, vergi nispeti indirilen mal veya hizmet gurupları ile sektörler itibarıyla, iade hakkını kısmen veya tamamen ya da amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisi ile sınırlı olmak üzere kaldırmaya; Maliye Bakanlığı, bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.” şeklinde değiştirilmiş ise de; söz konusu Yasa maddesinin değiştirilmiş olması Dairemizde bakılmakta olan bu davada uygulanması gereken hukuk kuralı olması nedeniyle Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Kaldı ki, yapılan değişiklik sonucu Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen düzenlemeyle Bakanlar Kurulu’na verilen yetkinin değiştirilmediği, aksine sadece amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisi ile sınırlı olmak üzere değil, mal ve hizmet grupları ile sektörler itibarıyla, iade hakkının kısmen veya tamamen kaldırılması yönünden genişletildiği görülmektedir. Nitekim, 22.08.2009 günlü 27327 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2009/15315 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında “Mükellefler, bu karar kapsamında teslim edecekleri mallar nedeniyle yüklendikleri ve indirim yoluyla telafi edemedikleri katma değer vergisi bakımından, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen iade hakkından faydalanamazlar.” şeklinde getirilen düzenlemeyle iade hakkının kaldırılma yetkisi genişletilerek hukuki sorun devam ettirilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacının Anayasa’ya aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varıldığından, Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 28. maddesi uyarınca 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinin ikinci fıkrasında, 5766 sayılı Kanun’un 12/c maddesiyle değiştirilen ve 06.06.2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giren son cümlenin iptali için yürürlüğün durdurulması istemli olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına, davanın bu sebeple geri bırakılmasına, dava dosyasının tamamının tasdikli bir örneğinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.
|
Danıştay 4. Dairesi |
|
Tarih : 27.01.2010 |
|
Esas No : 2010/125 |
|
AATUHK Md. 13 İYUK Md. 52 |
İHTİYATİ HACİZ UYGULAMASI |
Teminat istenmesinin hukuka uygun olmadığı belirtilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilmiş olması halinde, 6183 sayılı Kanun’un 13. maddesinin 1. fıkrasına göre tesis edilen ihtiyati hacze ilişkin işlemin de hukuki dayanağı kalmayacağından, ihtiyati haciz tesisine ilişkin işlemin yürütmesinin durdurulması hk.
İstemin Özeti: Davacının sahibi olduğu menkul mallar üzerine 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası gereğince ihtiyati haciz tesisine ilişkin 20.02.2009 tarih ve (...) sayılı davalı İdare işleminin iptali istemiyle açılan davayı reddeden (...) Vergi Mahkemesinin kararının bozulması istemiyle yapılan temyiz başvurusu hakkında karar verilinceye kadar yürütmenin durdurulması istenilmektedir.
Karar: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 52. maddesinin 1 numaralı fıkrasında, “Temyiz veya itiraz yoluna başvurulmuş olması, hakim, mahkeme veya Danıştay kararlarının yürütülmesini durdurmaz. Ancak, bu kararların teminat karşılığında yürütülmesinin durdurulmasına temyiz istemini incelemeye yetkili Danıştay dava dairesi, kurulu veya itirazı incelemeye yetkili bölge idare mahkemesince karar verilebilir. Davanın reddine ilişkin kararların temyizi halinde, dava konusu işlem hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi 27. maddede öngörülen koşulların varlığına bağlıdır.” hükmüne yer verildikten sonra, 2 numaralı fıkrasında, iptal davalarında teminat istenmeyebileceği belirtilmiştir.
Davacının sahibi olduğu menkul mallar üzerine 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası gereğince ihtiyati haciz tesisine ilişkin 20.02.2009 tarih ve (...) sayılı davalı İdare işleminin iptali istemiyle açılan davayı reddeden mahkeme kararının bozulması istemiyle yapılan temyiz başvurusu hakkında karar verilinceye kadar yürütmenin durdurulması istenilmiştir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasında, 9. madde gereğince teminat istenmesini mucip hallerin mevcut olması halinde hiçbir müddetle mukayyet olmaksızın alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memurunun kararıyla, haczin ne suretle yapılacağına dair hükümlere göre, ihtiyati haczin derhal tatbik olunacağı belirtilmiştir.
Bu hükme göre ihtiyati haciz tesisi ancak teminat istenmesini gerektiren hallerin varlığının ortaya konulması durumunda mümkündür. Uyuşmazlık konusu vergilerle ilgili olarak davacıdan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 9. maddesinin birinci fıkrası gereğince teminat istenmesine ilişkin 20.02.2009 tarih ve 8203 sayılı davalı İdare işleminin iptali istemiyle açılan davayı reddeden (...) Vergi Mahkemesinin kararının bozulması istemiyle yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay Dördüncü ve Dokuzuncu Dairelerinin 2575 sayılı Danıştay Kanunu’na 3619 sayılı Kanunla eklenen Ek 1. maddesi uyarınca birlikte yaptığı toplantıda verilen Danıştay Dördüncü Dairesinin kararıyla, davacıdan teminat istenmesinin hukuka uygun olmadığı belirtilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir.
Bu durumda, 6183 sayılı Kanun’un 13. maddesinin 1. fıkrasına göre tesis edilen ihtiyati hacze ilişkin işlemin de hukuki dayanağı kalmadığından yürütmenin durdurulması için 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 52. maddesinin yollamada bulunduğu 27. maddenin 2. fıkrasında öngörülen şartların gerçekleştiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, temyize konu mahkeme kararının ve dava konusu işlemin teminat aranmaksızın yürütülmesinin durdurulmasına, oybirliğiyle karar verildi.
|
Yargıtay 11. Ceza Dairesi |
|
Tarih : 11.12.2009 |
|
Esas No : 2008/1880 |
|
Karar No : 2009/15746 VUK Md. 359 |
SAHTE FATURA DÜZENLEME SUÇU |
Gerçeğe dayalı bir ilişki bulunmadığı halde fatura düzenlemesi durumunda muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura değil, sahte fatura düzenleme suçu oluşur.
İstemin Özeti: Kaçakçılık Suçu Raporu ve ekindeki sanığın da imzasının bulunduğu (…) tarihli tutanakta sebze ve meyve komisyonculuğu faaliyetinde bulunan sanığın yetkilisi olduğu firmanın gerçekte üretici çiftçilerden satın aldığı ürünlerle ilgili stopaj gelir vergisi ödememek için tüccardan almış gibi alış faturası düzenlediğinin, suça konu (…) no.lu satış faturasının da gerçek alım-satıma dayanmadığının belirtilmesine, sanığın vergi denetmenine adına fatura düzenlenen (M)’yi hiç tanımadığını, bu isimdeki tüccardan mal almadığını komisyon karşılığı satmak üzere üreticiden mal aldıkları yönünde ifade vermesine, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında ise aslında komisyon faturası kesilmesi gerekirken sehven satış faturası düzenlendiğini savunmasına, adına fatura düzenlenen (M)’nin sahte sevk irsaliyeleri düzenlediğinin ve tespit edilen 189 adet sahte sevk irsaliyesinden üçünün sanığın firması adına düzenlendiğinin tespit edilmesine, gerçekte yapılan alım-satımın bir başka kişi ya da kurum fatura ve belgesi ile belgelendirilmesi halinde dahi bu kişi ya da kurum ile gerçeğe dayanan bir ticari ilişki bulunmaması nedeniyle düzenlenen ya da kullanılan faturaların sahte olduğunun kabulü gerekeceği ve sanığın şirketi ile adına fatura düzenlenen (M) arasında anılan tespitler karşısında gerçeğe dayanan ticari ilişki bulunmadığı anlaşılmakla suça konu faturanın sahte düzenlendiği gözetilmeden yazılı şekilde muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura düzenlemek suçundan mahkumiyet kararı verilmek suretiyle suç vasfının tayininde yanılgıya düşülmesi,
Suç tarihi de nazara alınarak lehe hükümler içeren 765 sayılı TCK’nın 59 ve 647 sayılı Yasa’nın 6. maddeleri yerine 5237 sayılı TCK’nın 62 ve 51. maddeleri uygulanarak hüküm kurulması yasaya aykırı,
Hükümden sonra, 08.02.2008 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa’nın 562. maddesiyle değişik CMK’nın 231 ve TCK’nın 7/2. maddeleri uyarınca "hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının" takdir ve değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca bozulmasına oybirliği ile karar verildi.
|
Yargıtay 11. Ceza Dairesi |
|
Tarih : 21.10.2009 |
|
Esas No : 2007/7081 |
|
Karar No : 2009/12309 VUK Md. 359 |
SAHTE FATURA KULLANMA SUÇU |
Sahte fatura kullanma suçunda; faturaları kullananın, sahte faturaları düzenleyen şirketin temsiline yetkili olması gerekmez. Sahte faturaların kullanılmış olması yoluyla suçun sübuta ermesi mahkûmiyet için yeterlidir.
İstemin Özeti: (A) Ltd. Şti. müdürü olan sanığın, 2002 takvim yılında (B) Ltd. Şti.’nin, sahte olarak düzenlediği (…) TL bedelli faturaları kullandığından bahisle açılan kamu davasında; sahte fatura düzenlediği iddia olunan (B) Ltd. Şti. hakkında tanzim olunan Vergi Tekniği Raporunda, şirketin bildirdiği adreslerde bulunamadığı, defter ve belgelerini ibraz etmediği, KDV beyannamelerini vergi dairesini yanıltmaya yönelik olarak posta vasıtasıyla gönderdiği, KDV matrahındaki (…) TL bedelli yüksek satış hasılatına rağmen çok az miktarda ödenecek KDV beyan ettiği, şirket müdürü olan (F)’nin emniyet müdürlüğü yetkililerine sahte fatura satmak isterken yakalandığı, yüksek tutardaki cirosuna rağmen çek, havale ve benzeri banka iletişim araçlarını kullanmadığı tespiti yapılıp bu kapasitede ticari faaliyeti yapmasının mümkün olmadığı belirtilerek 2002 yılında düzenlediği faturaların tamamının sahte olduğu saptamasının yapıldığı, sanık hakkındaki vergi inceleme raporunda da, 2002 yılında kullandığı suça konu fatura bedellerinin, toplam fatura bedelinin % 97’sini oluşturduğundan kullandığı faturaların sahte olduğunun belirtilmesi karşısında; mal ve para akışını gösteren sevk ve taşıma irsaliyeleri teslim tesellüm belgeleri ile fatura bedellerinin ödendiğine dair ticari teamüle uygun kanıtlama yeteneği olan satıcının hesabına girdiğini gösteren geçerli hiçbir belge ibraz edilmediği, nakit olarak elden bu miktar paraların ödenmesinin ticari teamüle ve belgeleme gereksinimine uygun bulunmadığı da gözetilerek vergi tekniği raporu ve ekleri ile tüm dosya içeriğine göre unsurları itibariyle oluşan ve sübuta eren sahte fatura kullanmak suçundan sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği halde, suça konu faturaları düzenleyen şirketi temsile yetkili olmadığından bahisle beraat kararı verilmesi.
Karar: Yasa’ya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca bozulmasına oybirliğiyle karar verildi.
|
Danıştay 9. Dairesi |
|
Tarih : 21.10.2009 |
|
Esas No : 2009/6812 |
|
VUK Mük. Md. 355 |
Ba, Bs FORMLARININ ELEKTRONİK ORTAMDA VERİLMEMESİ NEDENİYLE KESİLECEK ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASINA İLİŞKİN HÜKÜM İLE İLGİLİ YÜRÜTMENİN DURDURULMASI KARARI |
Ba, Bs formlarının elektronik ortamda verilmediği gerekçesiyle kesilen özel usulsüzlük cezasının dayanağı olan VUK’un mükerrer 355. maddesinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması ve E. No: 2009/21 sayılı dosyanın açılmış olması nedeniyle, yürütmenin temyiz istemi sonuçlanıncaya kadar durdurulması hk.
İstemin Özeti: Davacının 2008/Ocak-Ağustos dönemlerine ilişkin Ba, Bs formlarını elektronik ortamda vermediğinden bahisle adına 213 sayılı Kanun’un mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararının bozulması ve yürütülmesinin durdurulması istenilmektedir.
Karar: İstanbul 2. Vergi Mahkemesi’nce, dava konusu özel usulsüzlük cezasının dayanağı olan ve T.C. Anayasası hükümlerine aykırı görülen 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması sonucu E. No: 2009/21 sayılı dosyanın açıldığı anlaşıldığından, uyuşmazlık konusu miktar kadar kanunen geçerli teminat karşılığında yürütmenin temyiz istemi sonuçlanıncaya kadar durdurulmasına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3622 sayılı Kanunla değişik 52. maddesinin birinci fıkrasına 4001 sayılı Kanun’un 22. maddesi ile eklenen cümle uyarınca oybirliği ile karar verildi.
|
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
|
Tarih : 04.06.2009 |
|
Esas No : 2008/2951 |
|
Karar No : 2009/15606 İş K. Md. 57 |
YILLIK İZİN DEFTERİNİN TEMYİZ AŞAMASINDA SUNULMASI |
Ödeme itiraz niteliğinde olup yargılamanın her aşamasında nazara alınabileceğinden, davalı tarafından temyiz aşamasında sunulan, davacı imzasını içeren yıllık izin defteri örneğinin davacıya gösterilerek diyeceklerinin sorulması, gerekli değerlendirme yapılarak sonuca gidilmesi gerektiği.
İstemin Özeti: Davacı, onanarak kesinleşen işe iade davasından sonra işe başlatılmadığını ileri sürerek; kıdem ve ihbar tazminatı, diğer işçilik alacakları ile işe iade kararında belirtilen ücret ve tazminat alacakları isteğinde bulunmuş, davalı, davanın reddini savunmuş, mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Karar: Davalı temyiz aşamasında, davacı imzasını içeren yıllık izin defteri örneğini dosyaya sunmuştur. Ödeme itiraz niteliğinde olup yargılamanın her aşamasında nazara alınabilir. Bu nedenle davalı tarafça sunulan belgeler davacıya gösterilerek diyecekleri sorulması gerekli değerlendirme yapılarak sonuca gidilmelidir.
Davacı tarafın ıslah suretiyle dava konusunu arttırmasından sonra davalı vekilince zamanaşımı defi ileri sürülmüştür. Mahkemece ıslah tarihine göre fazla çalışma ve genel tatil ücreti alacaklarının zamanaşımı yönünden değerlendirilmesi için ek rapor alınmalıdır.
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten bozulmasına, oybirliğiyle karar verildi.
|
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
|
Tarih : 02.02.2009 |
|
Esas No : 2008/11046 |
|
Karar No : 2009/1031 İş K. Md. 18, 21 |
İŞ ARKADAŞLARINDAN BORÇ ALMANIN GEÇERLİ NEDENLE FESHE DAYANAK OLUŞTURACAĞI |
Aynı işyerinde çalışan arkadaşlarından borç alan işçiden alacaklı olan işçilerin, borçlu işçi ile ilgili sıkıntılarını işverene bildirerek şikayetlerini dile getirmiş olmaları, çalışma ortamının olumsuz etkilendiğinin kanıtı olup, hizmet sözleşmesinin, bu nedenle feshinin haklı olmasa da geçerli nedene dayandığının kabul edileceği hk.
İstemin Özeti: Davacı, işe iadesine karar verilmesini istemiş, yerel mahkeme isteği kısmen hüküm altına almış, hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiştir.
Karar: Davacı haksız ve geçersiz sebeple iş sözleşmesinin feshedildiğini belirterek işe iade talebinde bulunmuştur.
Davalı tarafça davanın reddi savunulmuştur. Mahkemece davanın kabulü ile davacının işe iadesine ve işe başlatmama tazminatına hükmedilmiştir. Hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Somut olayda, davacının aynı işyerinde çalışan arkadaşlarına borcunun olduğu yanlar arasında çekişmesizdir. Alacaklı işçilerin, davacı ile ilgili sıkıntılarını işverene bildirerek şikayetlerini dile getirmiş olmaları, çalışma ortamının olumsuz etkilendiğinin kanıtıdır. Bu nedenle fesih haklı olmasa da geçerli nedene dayandığından davanın reddi yerine yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, mahkemenin işe iade kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine oyçokluğu ile karar verildi.
|
Danıştay 3. Dairesi |
|
Tarih : 03.03.2008 |
|
Esas No : 2006/4527 |
|
Karar No : 2008/649 VUK Md. 35 |
VERGİ VE CEZA İHBARNAMESİNİN İNCELEME RAPORU EKLENMEKSİZİN TEBLİĞİ |
Dava hakkının kullanılması için gerekli olan vergi inceleme raporu veya raporlarının ihbarnameye eklenmemesinin esasa etkili bir eksiklik olduğu ve tarhiyatın dayanağı olan vergi inceleme raporu tebliğ edilmeksizin, vergi ve ceza ihbarnamelerinin tebliğinin, Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı hk.
İstemin Özeti: Sigorta acenteliğiyle uğraşan davacı şirketin kazancının bir kısmını kayıt ve beyan dışı bıraktığının saptanması nedeniyle adına 2003 yılı için re’sen salınan vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi ile hesaplanan geçici vergi tutarı üzerinden kesilen vergi ziyaı cezasını; 213 sayılı Yasa’nın 35. maddesinin son fıkrasında, takdir komisyonunun kararı üzerine tarh edilen vergilerde kararın ve re’sen takdiri gerektiren inceleme raporunun birer suretinin ihbarnameye ekleneceği kuralına yer verildiği, dava hakkının kullanılması için gerekli olan vergi inceleme raporu veya raporlarının ihbarnameye eklenmemesinin esasa etkili bir eksiklik olduğu, Mahkemelerince verilen ara kararı üzerine vergi dairesince sunulan dilekçeden inceleme raporlarının davacıya tebliğ edilmediğinin anlaşıldığı, tarhiyatın dayanağı olan vergi inceleme raporu eklenmeksizin, vergi ve ceza ihbarnamelerinin tebliğ edilmesinin Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ile de bağdaşmadığı gerekçesiyle kaldıran (...) Vergi Mahkemesinin kararının; tebliğ alındısında her ne kadar tebliğ edilen belgenin türüne sadece vergi ve ceza ihbarnamesi yazılmışsa da vergi ve ceza ihbarnameleri üzerine dayanağı vergi inceleme raporlarının yazılmış olduğu, bu nedenle inceleme raporlarının aynı gün davacıya tebliğ edilmiş olduğunun açık olduğu ileri sürülerek bozulması istenmiştir.
Karar: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, oybirliğiyle karar verildi.